Düşünme ve yapay zekâ

yazan birgul tastan

Edwin Hübner, Mart 2020

Çeviri: Bereket Uluşahin

Bilgisayar programları insana has mantık yasalarını uygulamaya çalışır. Yapay nöronal ağlar daha derine iner ve insanın düşünme sırasındaki beyin süreçlerini taklit eder. Programları insanlar yazmışsa bu ağları, kendileri bağımsız olarak işlerlik kazanana kadar, yine insanlar çalıştırır. Yapay zekânın içine çokça insana has düşünme modeli işlemiş olsa da, orada donup kalmıştır. Gerçek insana has düşünmenin özelliği nedir öyleyse?

Düşünme “bilgisayarlarda olduğu gibi sembol işlemekten başka bir şey değildir.” – Ray Kurzweil gibi transhümanistler için beyin süreçlerinin ayrıntılı bir şekilde araştırılmasıyla düşünmenin ne olduğunun tamamıyla açıklanabilmesi doğal bir sonuçtur. Onlara göre beyin teknik olarak kopyalanabilir olunca, düşünen bir cihaz elde edilebilir – yapay zekâ.

Bu da kesintisiz teknik iyileştirmelerle sonunda güya insanın çok önüne geçecektir. Genel anlamda yapay bir süper zekânın yapılabileceği inancı bilgisayar mühendislerinin tekil başarılarıyla, özellikle de romanlar ve filmlerle desteklenmektedir.

Bu yönde en dikkat çekici yayınlardan biri Dan Brown’ın haftalarca Spiegel’in çok satanlar listesinde başı çeken son kitabı “Origin”dir. Ultra zeki bir makina kitabın başından itibaren olayın aktörlerinden birini oluşturmaktadır. Kendini ilk önce roman kahramanının kulaklığındaki bir ses olarak gösterir. Ona akıllıca öğütler verir ve takip edilirken inceden inceye düşünülmüş kaçış planları yapar. Bu roman transhümanist anlayışın söylemini çok başarılı bir şekilde, sonunda süper zeki bir makinanın bütün olayların ardındaki itici güç olduğunun ortaya çıkacağı gerilim dolu bir konuyla bir araya getirir.

Eski düşünceler

Yapay bir beynin üretilebileceği düşüncesi yeni değildir. Daha ilk bilgisayarların yeni yeni geliştirildiği 1943 yılında Amerikalı nörolog ve güdümbilimci* Warren Mc Culloch ve meslektaşı Walter Pitts, çok basit bir şekilde insan beyninin biyolojik süreçlerini taklit eden yapay bir nöronal ağın tarifini yaptıkları bir makaleyi yayınladılar.

Beynin her bir hücresi sinapslar aracılığıyla yüzlerce başka nöronla bağlantı içindedir. Bu nöronların etkinliği belirli bir eşik değerinin üstüne çıkarsa, sinir hücresini etkiler ve sinir hücresi de yine başka nöronlara etkide bulunur

Bu düşünceden yola çıkan Mc Culloch ve Potts yapay bir “sinir hücresi” ürettiler. Bu hücrelerin her biri teknik olarak diğerleriyle bağlantı halindedir. Diğer hücrelerden elektriksel dürtüler çıktığı zaman bunları hücre kaydeder, belirli bir değer altında toplar ve yine elektriksel bir dürtü olarak yayar. Bilgisayar programları, beyin süreçlerinin dikkate alınmasından bağımsız olarak insan düşüncesinin mantıksal yapılanmasını taklit eder. Programlanmış bilgisayarların aksine yapay nöronal ağlar insan mantığının yasalarını artık uygulamaz, daha derine iner. İnsanın düşündüğü sırada gerçekleşen beyin süreçlerini taklit eder.

Nöronal ağlar düşünme sırasındaki beyin süreçlerini taklit eder. Bu da çalışma sırasında yapay sinir hücrelerinin bağlantılarının iç ayarının kendini bağımsızca değiştirmesiyle gerçekleşir. Yapay nöronal ağları bu nedenle artık insanlar programlamaz, sadece çalıştırır. Milyonlarca çalıştırma süreci sırasında ağ, belirlenmiş göreve kendini giderek daha çok uyarlar. Çalıştırma başarıyla sonuçlandığında, iç ayar ilkesel olarak kendini değiştirmek zorunda değildir.

Nöronal bir ağın içine her ne kadar insan zekâsı çokça akarak işlenmiş olsa da, burada donup kalmıştır. Nöronal bir ağ bu nedenle kendi başına bir zekâya sahip değildir. Ne akılsızdır, ne akıllı, ne de herhangi bir karar alır; bunlar bu cihaz için geçerli kavramlar değildir. Bir fare kapanı da fare peyniri ısırınca kapandığı için akıllı olarak nitelenemez. Yapay zekâ insanın düşünmesi sayesinde zeki olmuştur, ama kendisi düşünmez. Bu nedenle tekrar sormak gerekir: Düşünme nedir? Bir fikrin düşünme yoluyla nasıl oluştuğuna bir bakmayı deneyelim.

Hayal eden düşünme

Düşünme görünmez, beden duyularıyla algılanmaz. Ancak düşünen kişinin kendisi bunu algılayabilir ve gözlemleyebilir. Örneğin bir küp hayal edebilirim. Hayalimde küpün on iki kenarını, altı yüzeyini ve sekiz köşesini görürüm. Bu hayalî sürdürmek biraz gayret gerektirir. Küpü karşımdaki bir resim olarak görürüm. Şimdi aynı zamanda düşüncemin etkinliğini gözlemeye çalışırsam, kendimden hayalimdeki resme yönelen ve küp biçimini alan bir hayal gücü yaşarım. Hayalim tamamlanmış, tasavvur gerçekleşmiş ve geçmişe yönelmiştir. Gerçi küpe ilişkin olarak bilgim nettir, ama bu küp sadece bir imgedir. Hayal ettiğim bu küpün üzerine fiziki olarak bir taş yerleştiremem. Hayal “sanaldır”. Buna karşılık istemi ele alacak olursak durumun tamamen farklı olduğunu görürüz.

İstemli davranış

Bir rafın üzerinde ahşap bir küp durmaktadır. Bu küpü kaldırıp başka bir yere koymak istiyorum. Bilinçli olarak bu amacı güdüyorum, ama bu amacı gerçekleştirmek üzere kolumu kaldırır kaldırmaz hareket eden kolu görür ve hissederim, ama kasların eylemiyle ifade bulan istem gücü bilincimin dışındadır. Yaptığım bu hareketle bütünleşirim ve hareketin kendisi olurum.

Hayal ederek nesnelere doğru hareket ederim. İstemli bir eylemde ise bunun tam tersi yön gerçekleşir. Ahşap küpün kaldırılması ise küpten bana doğru yönelen bir olgudur. Benim eylemimi yöneten aslında küptür; hareketimin yöneldiği şey onun varlığıdır. Fenomenolog Maurice Merleau-Ponty şunu söyler: “Küpü tutma hareketi, daha başlarken sihirli bir şekilde hedefine ulaşmış durumdadır; yaptığı, sonucu öne almaktan başka bir şey değildir.” Tahayyül ya da tasavvur nasıl geçmişe işaret ediyorsa, aktif istemli eylem de geleceğe işaret eder.

Düşünmenin sonu ve başı

İnsan düşünmeyle dünyayı oluştuğu haliyle kavrar, fizik, kimya, vs.’nin yasalarını tanır. Bir formül akıp donmuş bilgidir. Bütün bunlardan yola çıkarak nöronal ağlara varıncaya kadar makinelerini şekillendirir. İnsan mantığın yasalarını öğrenmişse, bunları makinelerinin içine ilave edebilir. Böylece programlanabilen bilgisayarlar oluşur.

Buna karşılık insan kendi beyninden bildiği şeyi, yapay nöronal ağlarla teknik süreçlere dönüştürür. Teknik nöronal ağlar, beynin süreçlerini taklit ederler. Ama ne bilgisayarlar ne de nöronal ağlar düşünebilir. Bunlar insan düşüncesinin son noktalarıdır – silisyumda kristalleşmiş geçmişte kalan düşünce.

İnsan düşüncesinin başlangıç noktası nerededir? İç gözlem, hayalin oluşumunun alışılmış bilincin ulaşamayacağı bir bölgede gerçekleştiğini ortaya koyar. Hayalin nasıl oluştuğunu gözlemlemeye çalışırsak, bakışımızın karanlıkta kaybolduğu bir yere varırız. Belli ki bu “yeri” araştırmak için bir bilinç genişlemesine ihtiyaç vardır.

Steiner tahayyül ya da imgelemin kökenine ilişkin soruyu şaşırtıcı bir şekilde yanıtlamıştır: İmgelemde, insan bedeninin oluşumunun temelinde de yatan aynı manevi süreç sonuna gelir. Döllenme anından itibaren ruh-tin bedeni ve beyni biçimlendirir; bu biçimleri oluştururken bunların içinde kendini sonlar. Bu manevi biçimlendirme gücünden arta kalan son şey ise hayal gücü olarak ortaya çıkar. Canlı düşünme çocukluk ve gençlik dönemlerinde soyut düşünmeye dönüşür ve bu şekilde giderek bedensel temeline daha bağımlı olur. Yaklaşık on iki yaşında, altıncı sınıfa giden çocuğun düşünme yetisi mantıksal yapıları yavaş yavaş kavrayacak kadar gelişmiş olur. Bu nedenle Waldorf okullarında mantığa ve kanıtlara dayanan fen eğitimi (fizik, mineraloji, astronomi) altıncı sınıftan itibaren başlar. Bununla birlikte de dijital cihazları anlayarak kullanmanın pedagojik bir anlamı olduğu da ortaya çıkar.

Beden dışı canlı düşünme, insan bedeninde hayal eden düşünmeye, sonunda da soyut düşünmeye dönüşerek kendini sonlandırır. İnsan bu tür düşünmeyi taklit eden makineler ürettiğinde, ceset ikinci kez ölmüş olur. Dışa karşı yanıltıcı bir canlılık yansıtsalar da, sadece makine gibi çalışan cihazlarda aslında hâlâ kıvraklığını koruyan insan zekâsı kristalleşmiştir.

Dengeleme

İstemde yeni bir şey başlar- sonu nerededir? Steiner’in yanıtı: Ölüm sonrası yaşamda. Yaşamı sırasında insanın arzuladığı şey, ancak orada tam gerçekliğine ulaşır. Her hayal, her soyut düşünce sona ermiş bir şey olduğu gibi, istemin her eylemi de yeni bir başlangıç, mekân ve zamanın ötesinde tam gerçekliğine ulaşan bir nüvedir. Yaratıcı bir süreç sırasında kendini gözlemleyen bir kişi, isteminin ne kadar etkin olduğunu fark eder. Her yaratıcı süreç yeni bir başlangıcın tohumudur. İnsan bir şeyi gerçekleştirmek için fantezi dolu olasılıklar arıyorsa, istemi özellikle etkindir. İstem sonunda hayalleri kökenine yaklaştırarak yeniden canlandıracak derecede güçlenir.

Dijital dünyanın teknik alet edevatı insana rahatlık sağlar. Kendini zorlamasına gerek yoktur. Cihazlar pek çok şeyi onun yerine halleder. Siri ya da Alexa gibi kişisel asistanlar bir şey istemesine gerek kalmadan ona öneriler sunmaya gayret ederler. İnsan günümüzde böyle asistanlarla yaşamını sürdürebilir.

Özgür iradeleriyle dünyayı değiştirmek ya da değişime katkıda bulunmak isteyen insanlar, dünyanın gelecekte nasıl olması gerektiğine ilişkin modeller geliştirebilmek için yaratıcı güçlere gerek duyarlar. Ve projelerini karşılaştıkları dirençlere karşın uygulayabilmek için azim ve dayanma gücü gereklidir. Bunun için güçlü bir iradeye ve zengin bir duygu dünyasına gerek duyulur.

Pedagoji bu nedenle, duyguyu yoğun yaşamaları ve kendi iradeleriyle bir şeyi arzulamaları için çocukların azmini ve duygularını uyarmalıdır. Duygu ve istem gelişiminin yapay zekâ döneminde bu kadar önemli olması nedeniyle tam da Waldorf okullarında anne babalar ve öğretmenlerin bilinçlerinin açık olması zorunludur.

Çünkü insanlar yalnız zengin bir duygu dünyası ve güçlü bir iradeyle bağımsızlaşan cihazların atılımına ve müdahalesine direnç gösterebilirler. Cihazların içinde ‘donmuş’ olan düşünceye ancak, motivasyon ve irade gücüyle geleceğe yönelen yaratıcı düşünceyle karşı koyulabilir. Bu nitelikler en iyi şekilde el işleri ve sanat eğitimi dersleriyle gelişir.

Yazar hakkında: Edwin Hübner, Freie Hochschule Stuttgart’ta profesördür. Medya eğitimine ilişkin çok sayıdaki kitabın yazarıdır.

Literatur:

R. Kurzweil: Das Geheimnis des menschlichen Denkens. Einblicke in das Reverse Engineering des Gehirns, Berlin 2014 (İnsanın düşünmesindeki sır. Beyin mühendisliğinin arka yüzüne bakışlar)

| W. McCulloch, W. Pitts: »A Logical Calculus of the Ideas Immanent in Nervous Activity«. In: Bulletin of Mathematical Biophysics (1943) (Sinirsel faaliyetin içerdiği fikirlerin mantıki hesaplanması J. Raveling (2019): »Was ist ein neuronales Netz?« In: WFB t1p.de/tiea (Nöronal  ağ nedir?)

 T. Rashid: Neuronale Netze selbst programmieren. Ein verständlicher Einstieg mit Python, Heidelberg 2017 | (Möronal ağların programlanması.)

G.D. Rey, K.F. Wender: Neuronale Netze. Eine Einführung in die Grundlagen, Anwendungen und Datenauswertung, Bern 2018 | (Nöronal ağlar. Temellerine, uygulanmasına ve veri değerlendirmeye giriş)

D. Kriesel: Ein kleiner Überblick über Neuronale Netze. 2007 Download unter: www.dkriesel.com. | (Nöronal ağlara küçük bir genel bakış) M. Merleau-Ponty: Phänomenologie der Wahrnehmung, Berlin 1966 (Algılamanın Fenomenolojisi)

Bunlara da göz atın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.