Öğretmenlik Uygulaması

yazan birgul tastan

Margarete Jäckel

Çeviri: Bereket Uluşahin

Yüksek sesle okuma, öğretim değerleri, kafa değil yürek, duygu yoluyla iradeye erişim, günlük hayat, anne-baba, akşamları, dersleri kapsamak, din.                                                                                         

Margarete Jäckel, 2019.

‘Sarı Biber’ ya da ‘Pedagojik Hikâyeler’ nelerden bahseder?

Çocuklar kendilerine hikâyeler okunmasını severler. Bugün yüksek sesle okumada geri adım atılmıştır. Medya sıklıkla insanın yerini almaktadır. Masal çadırına girmek için birçok fırsat bulunmaktadır – çadırı küçük dinleyiciler doldurur. Yazar Margarete Jäckel bu fanteziyi başlangıç noktası olarak kullanıyor ve günlük sorunları ‘özenli hikâyeler’le yumuşatıyor. Bu yaklaşımı da işe yaramaktadır: Ortalığı toplama, sebze yeme, ya da diş fırçalama gibi günlük işler bu yolla çok daha kolay halledilebilir. Duygu yoluyla iradeye erişim için, anne-baba akşamları için de uygun, orada burada ortaya çıkan garip anlar ve dersleri kapsamak için yaratıcı bir görüş bu. Çocukların için çevrene ve kültürüne uygun hikâyeler icat et!

Ne tür hikâyeler çocukların ruhuna dokunur ve bu hikâyelerin etkisi nedir?

Bir çocuk yetişkinlerin tersine ilk yedi yılında canlı ve cansız dünyayı birbirinden ayırt etmez. Çocuk doğaya hayat verecek açıklamalar bekler. Çocuk için bir yıldızın, güneşin ya da bir taşın kendisinde ya dayetişkinlerde olduğu gibi duyguları vardır. Güneş yorulduğu için batar. Her şey birbiriyle ilişki içindedir ve bir diğeriyle iletişim kurabilir. Çocuk çevresini kendisinden ayırt etmez. Her şeyle bir aradadır.

Çocuğun okula başlaması ve dişlerinin değişim süreciyle birlikte değişiklikler başlar. İkinci yedi yıl döngüsündeki çocuk, bir görüntüler dünyasında yaşar ve bunlara karşı büyük istek duyar. Artık öğrenmeye heveslidir, ama ancak eğitimciler çocuğa dünyayı resimler ve imgelerle tanıtmayı başarırsa, eğitim onun ruhunu besler. (…) Çocuklar yedi yaşını geçince biçimlendirici güçlerin ruh etkinliğine dönüştürülmesiyle imgelere yönelirler ve bu da çocuk eğitiminin temel ilkesini ortaya koyar. (1) ‘Daha önce düşünce yetisi henüz entelektüel kavramları anlayamaz.’ (2) ‘Bilinmelidir ki, bu yaşta onların düşünceleri mantıksal değil, henüz tamamen resimsel karakterdedir.’ (3) Dişlerin değişiminden sonra çocuklar kavramsal düşünceyi deneyimleyince tüm varlıklarının   içinden dikenler geçip gidiyormuş gibi olur, özellikle de bu kavramlar inorganik, cansız alemden kaynaklanıyorsa. Cansız âlemden gelen her şey kendi içinde çocuğu yabancılaştırır. Bu nedenle bu yaştaki çocukları eğitmekle görevli olanların anlattıkları her şeyi canlandıracak bir yeteneğe sahip olmaları gerekir; her şey canlı olmalıdır.’ (4) Eğitimci harfleri, sayıları ve etik değerleri öğretirken bunu dikkate almak zorundadır. Harflerin her biri için hikâyeler anlatılırsa, bu çocuğun ruhuna dokunur. Çocuk, hikâyesi kendisine duygu yoluyla ulaştığı için söz konusu harfi hatırlayacaktır.

Çocuk dokuz yaşına kadar doğa yasalarına ilişkin hiçbir açıklama beklemez. Değerler kavramlar halinde öğretilmemelidir. Örneğin paylaşmanın değeri basitçe Aziz Martin’in hikâyesini anlatarak sunulursa, çocukların gözleri parlayacaktır. Tavşanla kirpi masalında (5) işlenen böbürlenme ya da ukalalık, yarışı kaybetmeye yönelik ele alınırsa, çocuklar bunu böbürlenmenin özenilecek bir şey olmadığı şeklinde deneyimler ve duyumsarlar. Hikâyelerin kahramanları genç dinleyiciler için rol model oluştururlar. Onların akıllarından daha çok kalplerine dokunulur. ‘Entelektüel eğitim ruhu bedenimizden uzaklaştırır(…).’ (6)

‘Pedagojik hikâyeler’ nelerdir?  

Çocuklarının şu ya da bu harfi hatırlayamadığından yakınan ya da çocuklarına bazı şeyleri sormadan almamaları gerektiğini defalarca açıkladıklarını ve sürekli adil olmanın ne kadar zor olduğunu söyleyen birçok anne baba olduğunu duymuşumdur. Çocuklar bir kardeşlerinin bir şeyi kendilerinden daha çok elde etmelerinin haksızlık olduğunu söylerler. Ve çocuklara huysuzluğun bir işe yaramayacağını ne kadar sık hatırlatırız?  

Günümüzde yetişkinler çocuğun aklına ya da mantığına hitap ediyorlar. Fakat bu yaklaşım çocuğa ulaşmaz. Karşılaştıracak olursak, bu biz yetişkinlere acıktığımız zaman bir parça kuru ekmek verilmesine benzer. Rasyonel açıklamalarla çocuğun ruhunun kurumasına yol açarız.  ‘İnsan entelektüelliğin ruhu fakirleştirdiği ve bizi içten çorak kıldığı duygusuna kapılıyor.’ (7) Çocuk bizim sözlerimizi duyar, ama bu onu manen harekete geçirmez. Bu sözlerin neredeyse hiçbiri aklında kalmaz. Kalan ne ise duygularıyla ilgisi olmayan ezberlenmiş bir cümle olacaktır. Mesaj sadece tekrarlanmış olur. Ancak iradeye duygu yoluyla erişilir ve bu da öğrenmenin iradeye ulaşma şeklidir.

Pedagojik Hikâyeler çocukların ruhlarını, hikâyelerdeki çocukların üzüntülerine, zorlanmalarına, endişelerine, sevinçlerine ve çözümlerine katılmaya sevk eder. ‘Evet, tam da benim yapacağım gibi, doğrusu budur.’

Pedagojik Hikâye, çocuğun kendi eyleme geçme dürtüsünü etkinleştirir. Bu da özgürlüğe yönelik eğitimdir. Hiçbir açıklama, had bildirme ya da suçlama, ayıplama ya da eleştiri çocuğu değişmeye yüreklendiremez.

Çocukların günlük hayatlarında karşılaştıkları, çoğunlukla bir hikâyeye kolaylıkla uyarlanabilecek olaylardır: Ortalığa çeki düzen vermek, çocuğun kardeşleri arasındaki pozisyonu, karar verme, vs. Anne babalar, yuva öğretmenleri ve genel anlamda öğretmenler bu konulara aşinadır.

Ruhları kendilerini ‘her yerde’ olmaya sevk eden çocuklar vardır. Nasıl bir imgeyle onların duygularına erişilebiliriz? ‘Her yerde’ başka ne olabilir? Bir koku mu, yoksa Grimm Kardeşler’in durdurulamayan tatlı lapa masalı mı? Ya da dünya seyahatine çıkan bir yün yumağı mı? ‘Şaşkın’ (8) hikâyesi böyle bir yün yumağı üzerinedir. Bu yumak sürekli konuşur, lafı iyice dolandırır, toparlayamaz ve sonunda tam anlamıyla kendini kaybeder. Bu yumağı durdurmak ve bir şekle sokmak nasıl mümkün olabilir? Sonunda dokuma amacıyla kullanılır. Ona gereksindiği güveni dokunmuş küçük bir halının şekli verir.

Sebze yemek istemeyen çocuklarla sık karşılaşıyorum. Bitkinin değerini anlatmak için nasıl bir imge oluşturabilirim? Bir biber için olgunlaştıktan sonra koparılıp yenmenin ne anlama geldiğini nasıl gösterebilirim? Biberin dünya üzerindeki tek amacı yenmenin sevincini deneyimlemektir.

Hikâyeden alıntı: ‘Ben bunu sevmem.’ (8)

……sarı biber için de bahçede yeşil biberin yanında büyümek benzer bir şeydir. Bahçıvan tarafından keşfedilmenin hayalini kurar. Onun bir an önce gelip kendisine şunları söyleyeceğini ümit eder: ‘Merhaba sarı, güçlü biber. Olgunlaşmışsın ve çok güzelsin. Bugün seni koparacağım.’ Ama sarı biber sabırlı olmalıdır. Çevresindeki sebzelerin çoğu toplanmışken o niye yerinde durmaktadır? O kadar çok beklemiştir ki! Acaba bir kusuru mu vardır? Yeterince parlak mı değildir? Yeterince olgunlaşmamış mıdır? Yaprakları kendisini örttüğü için gözden kaçırılmamayı ümit eder. Görülmeyi ve beğenilmeyi o kadar arzular ki ve sebze vitrininde teşhir edilmek üzere sevgi dolu bir el tarafından koparılıp bir torbaya koyulmayı da!

Her gün koparılmayı bekler. Heyecanı artar. Bir parça meyve ya da sebzeye olgunlaşmanın ne hissettirdiği ve en derin arzularının ne olduğunu çocuklar empatiyle kavrayabilir. Sonunda biber koparılır, bir kadın onu satın alır ve evde yenmek üzere sevgiyle hazırlar. Ama bu aşamada ne olur?

‘Nedir bu? Biber de nereden çıktı şimdi?’

 ‘Ööö, biber!’

‘Sebze mi? Hiç sevmem!’

Sarı biber ürker. Sanki yüzüne bir şamar indirilmiş gibi olur.

Çocukların, yemeyi reddetmelerinin biber için ne anlama geldiğini deneyimleme şansı doğar. Biber, benim saygısızca davrandığım bir yiyeceği temsil etmektedir.

Sonunda çözüm bulunmuş ve biber de üzerindeki yükten kurtulmuştur.

……..sonra annesinin sesini duyar. Kendisine şunu söylemektedir:

‘Daha denemedin. Bak, benim tabağımdaki şu domates soslu biber dolmasından bir parça alabilirsin. Görüyorsun, bu özellikle çok güzel bir biber. Niye denemiyorsun? Belki seversin.’

Evet! Biber bir çocuğun sesini duymaktadır.                                           

Ve hemen sonra:                                                                                 

Mmmmh!                                                                                             
‘Gerçekten tadı güzelmiş! Kıymayla birlikte biber harikaymış. Biraz daha alabilir miyim?’                                                                                     

Ve büyük babanın derinden gelen sıcak sesi kulağa çınlar:                     

‘Gerçekten lezzetli!’                                                                           

Sarı biber ve kardeşleri artık çok mutludur.                                            

Bu onların büyüme ve yaşama nedenidir.                                           

İnsanlara neşe getirmek, onlara güç ve enerji vermek.                        

Sarı biberin yaşama amacı gerçekleşmiştir.  (8)

Pedagojik Hikâye çocuğun zihnini hedefleyen ek açıklamalara başvurmaksızın okunmalı ya da anlatılmalıdır. Zira Pedagojik Hikâye kendi içinde doğru bir sunumu olan yetişkinleştirilmemiş ve yararı güçlü olan bir imaj çizer. Gerektikçe tekrar tekrar başvurulabilecek bir kaynaktır.

Pedagojik hikâyelerin etkisi ilaç gibi hızlı değildir. Çocuk davranışını hemen değiştirmez. Fakat bu hikâyelerin imajı kalplerinde yer eder. Aziz Martin’in hikâyesini sevmiştim. Ama hâlâ bir şeylerin paylaşımında kardeşlerimle didişiyordum ve paylaşmayı beceremiyordum. Pelerininin yarısını dilenciye veren Aziz Martin’in hayali ömrüm boyunca beni izledi ve sihrini hâlâ sürdürüyor.

Siz de özgürce çevrenize ve çocuklarınıza uygun hikâyeler geliştirin!

(Steffi Cook tarafından çevrilmiştir.)

Margarete Jäckel, 1954’ te doğdu, yedi kardeşin en küçüğü olarak büyüdü. Eğitim dalındaki öğrenimini dereceyle bitirdi. Yuva öğretmeni, serbest zamanlı konuşma terapisti, Steiner öğretmeni ve yaşam koçu olarak çalıştı. Halen yedi torununun yetiştirilmesine yardımcı oluyor, göçmenlere destek çalışmalarında bulunuyor ve çocuk kitapları yazıyor.

Alındığı Kaynak:

https://www.waldorf-resources.org/articles/display/archive/2019/11/20/article/the-yellow-pepper-or-what-are-pedagogical-stories-all-about/f8a14ea7d571068c6ed783d774aad7db/

Kaynakça:

  • R. Steiner, A Modern Art of Education (Gegenwärtiges Geistesleben und Erziehung), Lecture 7, Ilkley 11.8.1923, Anthroposophic Press 2004. (Çağdaş bir Eğitim Tarzı, 7. Ders)

(2) R. Steiner, The Child’s Changing Consciousness. As the Basis of Pedagogical Practice (Die pädagogische Praxis vom Gesichtspunkte geisteswissenschaftlicher Menschenerkenntnis), Lecture 3, Dornach, 15.-22.4.1923, Anthroposophic Press 1996. (Pedagojik Uygulamaların Temeli Olarak Çocuğun Değişen Bilinci, 3. Ders)

(3) ibid. aynı yerde

(4) R. Steiner, Soul Economy. Body, Soul (Die gesunde Entwicklung des Leiblich-Physischen als Grundlage der freien Entfaltung), Lecture 9, Dornach 31.12.1921, Anthroposophic Press 2003. (Ruh Ekonomisi. Beden, Ruh, 9. Ders)

(5) see Grimm’s Fairy Tales, No. 187 (Grimm Peri Masalları, No. 187 ye bakınız)

(6) R. Steiner, A Modern Art of Education (Gegenwärtiges Geistesleben und Erziehung), Lecture 7, Ilkley 11.8.1923, Anthroposophic Press 2004. (Çağdaş bir Eğitim Tarzı, 7. Ders)

(7) ibid. Aynı yerde

(8) Jaeckel, Margarete, Das mag ich nicht. Iiiiiih! Tradition 978-3-7469-3117-3 oder Sinnige Geschichten 2, Tradition 978-3-7482-3500-2 (Iııhh, İstemem!)

Bunlara da göz atın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.